28 Haziran 2011 Salı

Şehid Bilal Yaldızcı - ( 1967 İzmir - 29 Ekim 1987 Afganistan )


1967′de İzmir’in Ödemiş ilçesinde dünyaya gelen Bilal Yaldızcı, ailenin tek erkek çocuğuydu. İki de kız kardeşi vardı. Ailesi, tek erkek çocuk olması sebebiyle üzerine çok düşüyordu. Lise yıllarında Afganistan cihadıyla yakından ilgilenen her genç gibi Bilal’ın de yüreğinde fırtınalar kopuyordu. Kafasına koymuştu, Afganistan’a gidip mücahitlerin yanında Ruslara karşı savaşacaktı. Lise yılları hep mücadele ile geçti. Yaptıklarıyla, arkadaş çevresini ve ailesini oldukça şaşırtıyordu.

Bu konuda kardeşi Zuhal Yaldızcı’nın söylediklerine kula verelim: “Bir gün eve gece yarısı geldi. Hepimiz merak içinde onu bekliyorduk. O ise gayet rahatlıkla içeriye girdi. Zaten meraktan iyice yorgun düşen annem, ağabeyimi sorularla boğdu. Biz, başına bir şey gelmesinden korkuyorduk. Fakat hiç ummadığımız bir cevapla karşılaştık. Diyor ki, anneciğim şu anda kabristandan geliyorum. Bu yaptığım şeyi, altı aydır sürekli yapıyorum. Amacım içimdeki ölüm korkusunu yenebilmekti. Gördüm ki, doktoru, avukatı, zengini, fakiri hepsi orada ses çıkarmadan yatıyor. Ağabeyimin şehid olduğu haberi geldikten sonra, müdürlük yaptığı kursun masasında küçük bir not bulundu: ‘Allah’a şükür ölüm korkusunu yendim’ diye…”

Bilal arkadaşlarıyla birlikte sürekli Bozdağ’a tırmanır, bunu yapmasındaki amacı, Afganistan’a gittiğinde Hindikuş dağlarında zorluk çekmemek içindi. Liseden sonra Afganistan’a gitmeye karar veren Bilal, evden ayrılırken ailesine Pakistan’a üniversite okumaya gidiyorum, demişti. Bilal önce Pakistan’a, oradan da cepheye katılmak için Afganistan’a geçti. Penşir Vadisi’nde Ahmet Şah Mesut’un birliklerine dahil oldu. Ahmet Şah Mesut, kendisini çok sever ve ‘Abdullah misafir’ diye hitap ederdi. Hindikuş dağlarında Ruslara karşı yürütülen amansız mücadelenin her safhasında yer aldı. Dönüş vakti gelip çattığında, takvimler 24 Ekim 1987′i gösteriyordu. Bilal, hazırlığını yapmış, silahını teslim etmiş, arkadaşlarıyla vedalaşmaya hazırlanıyordu.

Ahmet Şah Mesut’tan haber geldi. Bütün mücahit gruplar, Pakistan sınırına yirmi beş kilometre mesafedeki Rus garnizonunu kuşatacaktı. Bilal’ın içi bir tuhaf oldu. Bir türlü dönmek istemiyordu ve o kuşatmada bende olmalıyım diyerek, mücahit grupların arasına karıştı. 29 Ekim 1987 sabahı Bilal, Hz. Bilal’dan muştu almışçasına sabah ezanını okudu. Bilal’ın yanık sesi Panşir Vadisi’nde dalga dalga yayıldı. Sabah namazı eda edildikten sonra harekete geçildi. İkindiye doğru Rus garnizonu kuşatıldı. Yoğun çatışmalar başladı. Silah sesleri, tekbirlerle birbirine karıştı. Kendinden geçen mücahitler, şehadete koşmak için adeta birbiriyle yarışıyordu. Bunların arasında Bozdağ’ın heybetli delikanlısı Bilal de vardı. Birkaç saat süren çatışmada Rus garnizonu ele geçirildi. Pakistan’la Afganistan arasındaki en büyük engel de ortadan kaldırılmış oldu. Şehit Bilal, Afgan toprağına kanını akıtarak, bu başarının mimarlarından biri olmuştu.

Yirmidörtyıl önce aramızdan ayrılan Şehid Bilal Yaldızcı ve diğer şehidlerimiz, ümmet bilincinin nasıl bir şey olduğunu kanları pahasına ispatlamış oldular. Eminim ki, bugün aramızda olsalardı, Gazze’de vahşet yapan katil İsrail’e karşı ümmetin iffet ve namusunu korumak için savaşırlardı. Rabbim şefaatlerine nail eylesin…!!!

Sizleri çok özledim anacığım. Çocukluğumu,ilkokul günlerimi, lise günlerimi hatırlıyorum.Hayat ne çabuk geçiyor,namazlarına dikkat et ana,babama itaat et, sabret ve kafir düzene beddua et.


Yine dağların sevdası düştü yüreğime anne
Kurşunların sevdası,
Zulümlerden bıktım usandım
Yüreğim kanıyor anne,
Kara bulutlar bir sağanaktır tutturmuş gider
Dünya zulüm, zulüm kokar anne
Bir bahar düşlüyorum anne
Gözlerimiz güneşe doymuş ışıl ışıl
Şehadet rüzgarına kapıldık yüreğimiz göçüyor anne
Bu savaş bitecek, bu savaş bitecek,
Hemde karanlığa kalmadan anne
Kanlı gömleğimi göğsüme basıp
Tağuta lanet okursun ağlarsın ana
Yürekler avuçta dağlara çıkıp
Şehit şehid vardık düşman üstüne ana
Bilal öldü derler ise sakın inanma ana
Bilki ben şehid olmuşum şehidler ölmez ana
Şarapnel altında kurşun altında
Tekbir getiririz marşlar söyleriz ana
Şafakla birlikte düşman üstüne
Cehennem alevi olur yağarız ana
Bilal öldü derler ise sakın inanma ana
Bilki ben şehid olmuşum şehidler ölmez ana
Dağlardan dünya bir başka görünür
Ölüm korkusu gözümden silinir ana
Her şehidin kanı bir lale olmuş
Haydi sende katıl bize katıl der ana
Bilal öldü derler ise sakın inanma ana
Bilki ben şehid olmuşum şehidler ölmez ana

Ve 29 ekim 1987

Bilal de can evinden vuruldu
Yaprak yaprak düştü
Şehit kanlarının karıştığı toprağa
Görün dağlar
Görün nasıl döne döne savaşıldığını
Görün sözlerinde duranları
Ve sonrakilerin nasıl sözlerinde durduklarını



(Alıntıdır)

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Bizi de bulur mu Ölüm? bulur mu bizi de şehadet bir cami avlusunda,hindukuş dağlarında,İnguşetya'da,kavgamızın meydanlarında...!Bulur mu Metin gibi,Bilal gibi,Ahmed Yasin,Rantisi gibi bir şehadet..! Şehadete erenlere selam olsun..

Adsız dedi ki...

böyle yaşamakla zor bulur.

Yorum Gönder